14 Mart 2012 Çarşamba

Üstad'a saygılarımla...


"İyice yaklaştı bana büyük karanlık.
Artık ne kibri nazırın, ne katibin şakşağı.
Tas tas ışık döküyorum başımdan aşağı,
güneşe bakabiliyorum gözüm kamaşmadan.
Ve belki, ne yazık,
hatta en güzel yalan
beni kandıramıyor artık.
Artık söz sarhoş edemiyor beni,
ne başkasının ki, nede kendiminki."

Sözlerimden ne şarap akıyor gönlüne ne de şerbet
Sarhoş edemez zaten zamanı, kandıramaz
Zaten budur aşka davet
İnanacaksan gözlerime inan
Onlara da bakabilir misin gözlerin kamaşmadan…

Kanaat etmek...

Yaktığım sigaranın külüne bulandı düşlerim
Hepsi mat, hepsi gri
Yıllar geçti sanki
Eski yara açıldı yeniden
Ben geçemedim senden
Geçsem de kendimden
Aşkın fırtınalar ülkesinde kuzey yeli
Yanağımı okşayıp esti geçti
Dur diyemedim 
Oysa o kadar basitti
Olsun,
Arkandan bakıp kalmak da güzeldi…

Bizim Payımıza Düşen...

Bir ışık daha geçti ömrümden göz kırparak
Bir filmin son karesini sunuyor saki karatarak
Savruluyor sancılar kadehimi yırtarak
Sadece adımı sayıklayarak
Git…

Hayatımın odağındaki yerini kaybettiğini san ki,
Her gidişini kalbime attığın çiziklerden say ki,
Yaktığım her sigaranın ucunda sen de yan ki,
Masal burada bitsin sızlayarak…

Gözyaşlarım
Sana bu ayrılıktan bıraktığım öyle bir pay ki
Beddualarım bana dönecek onlara çarparak…

AŞK...

      Aşk denilen şeyin en güzel yanının vuslata ermek değil, firkat denizinde yüreğinin kaptanlığı ile devr-i alem-i hilkat olduğunu söylüyor usta şairler... Onlar mı çok kuvvetli yüreklere sahiptiler yoksa sorun bizde mi bilemiyorum. Sorun şurada gün gibi aşikar: Yürekler değişmediğine göre ya aşklar yada aşka bakışlar değişti. O zaman aradaki farkı en aza indiren kişi(seven), sevilenin yolunda daha çok acı çekerek pişiyor, aslında feleğin çarkından geçiyor...


Yedi cihan ötede bile insanoğlunun ortak paydası:
Aşk...
İlk insandan şu saniye içinde doğan son insana kadar her yüreğin
bir başka yüreğe eziyeti veya faydası:
Aşk...
Dingin bir denizde dalga dalga savrulan
Buz gibi bir çölde göç eden bir muhacir hesabı kavrulan:
Aşk...
Dur durak bilmez bir karmaşanın ortasında dur durak bilmez
 bir durak:
Aşk...
Karanlığın en koyusunda aydınlığa en yakın şafak:
Aşk...
Üzerine çok şey söylenen, şiirleşen, öyküleşen, efsaneleşen
Her gün sırrından bir parça daha veren
Her gün zırhından yeni bir kurşun geçen:
Aşk..

13 Mart 2012 Salı

dost akşamından....

Arayana dert de çok tasa da
İçene mey de çok masa da
Gönül farkında olmasa da
Arayana bela da çok Mevla da

Yanana kömür de çok odun da
Gidene değeri yok kalanın da yolun da
Sağında yarin yemediğin solunda
Bu dünya sana da çok bana da

Aşk döngüsünde başlangıç da çok son da
Aşk süngüsünde kir de çok kan da
Teslim et önce kendini
Kendini de bulursun beyazla kara arasındaki farkı da

Yar giderse teselli de boş umut da
Onsuz karanlık da loş ışık da
Dostlar firak kurşununa çelik yelek olsa da
Aşığa karşı top da çok tank da

Aşktan yanan ateş de aynıdır buz da
Görmesini bilene dün de aynadır yarın da
Aşk virüsü girince savaş alanına
Hücrenin de ölümü yakındır zarın da

12 Mart 2012 Pazartesi

KÖRDÜĞÜM...

Eğer anlatabilseydim gördüğümü
İnan ki çözerdim aramızdaki kördüğümü...

5 Mart 2012 Pazartesi

gonca...

Mecnun'dan miras bana bu çöller, ayrılık ve zaman
Bin asırlık kasveti var bende bu hasretin
Çoğalmalı artık düşlerimde gonca güller ve o an
Realist ölür, romantik doğar ve sensizliği öldürürüm
Biliyorsun
Seni düşünürüm...